Kullanılan kelimelerin anlatılmaya çalışılan durumları anlatırken hayati önem taşıdığını düşünürüm hep. Bazı kelimeler bazı anlamlar ve köşeler arasında sıkışmışken, bazıları da “EVET TAM OLARAK BU KELİME” olarak anlatma ve açıklama çabamızı netleştiriyor. Bazı durumlarda da bilinçli olarak kullanmıyoruz kelimeleri. Sebebini kelimelerin gücünden açıklıyorum. Güçlüler ve algımızı yerle bir edebilirken aynı zamanda da kafamıza çarpa çarpa “O ÖYLE DEĞİL ASLINDA BÖYLE” de diyebiliyor.

Ludwig Wittgenstein’ın biz sözü var,

“The limits of my language means the limits of my world. All I know is what I have words for”
“Dilimin sınırları, dünyamın sınırları anlamına geliyor. Tek bildiğim, ne için söz ettiğimdir.”

Çok basit aslında, algılama ve kabul edişimiz gücünün farkında olmadığımız veya çoğu zaman küçümsediğimiz kelimeler ve altlarındaki koca buzullar tarafından şekilleniyor. Hiç düşündünüz mü başka bir anadiliniz olsa, bambaşka düşünme yapılarınız olacaktı?

Geçen aylarda The Guardian’da okuduğum bir makale, çevre haberlerinde kullandığı kelimelerde değişikliğe gittiğini açıkladı. Aynı tezden yola çıkarak, kullandığımız kelimelerin karar verici mekanizmalar yönünde de daha etkili olduğu kanısındalar. Gerçekte olan durumu olduğundan daha “normal” göstermek kelimelerin işi olduğundan. Biraz geç de olsa bu konuda bir değişikliğe gidilme çabası bile değişimin işareti.

İklim değişimi/değişikliği yerine “iklim krizi/çöküşü”, küresel ısınma anlamında kullanılan “global warming” yerine “global heating” kelimelerini kullanarak bu alanlarda hazırlanan haberlerde aslında yapısal olarak değişime gidilmesi konusunda öncülük ediyor. Dil insan zihni ve karakterinde asırlardır yapısal bir etkiye sahip. Orada kaynaklanan ufak bir yanlış kullanım, belki de alınan aksiyonları değiştirebilecek nitelikte olabiliyor.

Aynı şekilde, biyo-çeşitlilik (bio-diversity) yerine vahşi yaşam (wildlife); balık stoğu( fish stocks) yerine balık nüfusu(fish population)kelimelerinin kullanımını yaygınlaştırıp, düşünme ve konuşma şekillerimizi değiştirme konusunda epey kararlı gözüküyor. Çevre ile ilgili haberler hazırlanırken bahsedilen “tehdit” sanki uzaylararası bir dünya için gerçekleşiyormuşçasına “laboratuvar” kelimeleri kullanmanın bu konuda bilinçli bir şekilde uygunlandığını düşünüyorum. Kendi küçük ama yüreği belki de ekranlarda direkt olarak gördüğümüz birçok kişiden daha büyük olan ve kavgasına milyonları sürükleyen minik yoldaşımız Greta Thunberg çok güzel ifade ediyor durumun vaziyetini “Yıl 2019, lütfen iklim değişikliği diyerek kendimizi kandırmaya devam etmeyelim. Lütfen hepimiz bunu ekolojik kriz olarak anabilir miyiz?”

Aksiyon almaya başlamanın temel kuralı, aksiyon almak için sorunun açık bir şekilde tespit edilip yol haritasının çizilmesidir. Tanımlama konusunda baştan bir hata yaptığımız senaryoda çizeceğimiz yol haritası da bahsi geçen çözülme çabasında olan sorun için verimli olmayacaktır.

Hadi, kendimizi kandırmayalım. İklim değişmiyor, bir iklim krizi yaşanıyor. Aksiyon alacaksak veya alınması için bir çabamız olacaksa, dilimizde başlasın bu değişim. Değiştirmeye belki de durdurmaya çalıştığımız şeyi olduğu gibi tanımlayalım.

Sezar’ın hakkı Sezar’a.
Kelimelerin de kendi anlamlarına.