Nasıl oluyor bu işler?

Merhabalar, kendi sıfır atık yolculuğumu anlatmak için böyle bir şeye kalkıştım. Bir miktar heyecan var ama baskın olan kısım içime sığdıramadığım hevesim, hani böyle konuşurken kelimeleri sürçtürenden. Bu yolculuğun en güzel tarafı hayatıma dokunan taraflardan insanlara bahsettiğimde onlara da dokunabiliyor olmakla bağlantılı diye düşünüyorum.

Bir şeyler değişiyor, peki ya nasıl?

Genel olarak hayatımdaki değişimleri öncesinde gelen yoğun-kimi zaman artçı olarak da nitelendirdiğim- hisler anlamlı kılıyor. Çıkılacak seyahatlar yoğun bir arzu sonrası kararlaştırılıyor, bitirilen ilişkiler ve benzerleri -çoğunlukla- yoğun kalp ve hayal kırıklıkları sonrasında bitiriliyor, alınacak yeni kararlar için kısaca öncesinden olması “zorunlu” olan “aşırı” bir şekilde bastıran bir his’e ihtiyaç duyuyorum.

Peki sizce kendim ve yaşadığım yeryüzü için erdiğim bu karara yönelirken öncesindeki artçı depremimin etiketi neydi? Tüketimin tam da ortasında ve hedefinde bulunurken, bir anda, tam da olması gereken bir anda bir his beni kontrolü altına aldı: sorumsuzluk. Kendimi hep güzel işler yapmaya, iyi insanlar tarafında anılmaya, adaletin bir parçası olmaya; doğa, bilim ve insan savunucusu olmaya çalışan biri olarak betimlerken-veya öyle olduğum varsayımıyla yaşarken- gerçekliğin izdüşümü ile tanıştım: yaşamaya ve yaşatmaya çalıştığım yeryüzüne aslında tam bir ikiyüzlü gibi davranıyordum. Hayatımda diğer faktörlerin de hızlı bir dönüşümde olduğu o dönemde, içsel bir arayıştaydım. Bir çeşit huzursuzluk ve olmamışlık hissi ile kelimenin tam anlamıyla yetişkinlik hayatına yeni girmiş biri olarak sürükleniyordum. Dışardan her şey mükemmel gözüküyordu aslında. Sonradan fark ettim gerçekliğimi, kısa vadeli mutluluklarımın hepsi daha fazla tüketmeye yönelikti, hem de sonrasını hiç düşünmeden. Mutfak dolabım bitiremediğim ve bitiremeyeceğim birçok gıda ile doluyken, kıyafet dolabıma sürekli yeni parçalar ekleniyordu eskilerini sıkıştırmak kaydıyla. Tükettiğim kozmetiklerin birçoğu hatta neredeyse hepsi “indirim” kısmından alınmış, hiçbir zaman bitirilemeyecekler tarafında senelerini doldurmayı bekliyorlardı. Benim olan her alanı, küçüklükleri hiç de küçümsenemeyecek “şey”lerle doldurmuştum. Çöp kutum çok hızlı doluyordu, zaten başka bir şansı da yoktu. Bir şeyler alınıyorsa, bir şeyler de atılacaktı! İçine sığamamazlıktan ziyade hiçbir yere sığma becerisini gösterememiş olmamın verdiği öfke ile önce eşyalardan başladım. Kıyafet dolabım, kilerim, hiçbir zaman geliştirmek için gerekli sabrı göstermediğim hobi eşyalarım, buzdolabım, ofis masam, kullandığım uygulamalar, senelerdir sakladığım kasetlerim ve geçmişe olan bağımı durduğu yerden köklendiren sayısız anı kutularım. Hepsi, her biri teker teker arınma sürecinden geçirildi. Tabi bu okunulan bir cümle kadar hızlı bir şekilde olmadı. Yaklaşık bir buçuk ay sonunda, kendime ait olan nefes alabileceğim alanın sınırlarını şöyle böyle belirginleştirmiştim. Çeşitli hayır kuruluşları ve geri dönüşüm şirketleriyle birtakım iletişim kurma çabaları, eşe dosta sorma soruşturmalarla beraber bu “arınma” nın altından kalkmaya çalıştım. Ne kadar çok da çok şeyim vardı ve ben ne kadar da azını kullanıyordum inanamazsınız. Bu süreçte, bu konuda önceden mücadeleye başlamış ve fark yaratma için gösterilen bireysel çabalara çeşitli mecralar vasıtasıyla ulaşabilmek bana en büyük destek oldu. Bir yerlerde bu konuyu başaran veya başarma çabasında olan insanlar varlardı ve bana kendilerini anlatıyorlardı!

Eşyalarımı azaltma süreci gerçekleşirken aynı zaman da tüketim alışkanlıklarımı yeniden şekillendirmeye çalışıyordum. Kıyafet, çanta, ayakkabı almayı kestim. Olanlar beni gayet de idare edebilecek durumdaydı. Asıl kısım belki de asıl devrimim temizlik ve beslenme ihtiyaçlarım için oldu. Temizlik ve beslenme amaçlı yaptığım her tüketimin etkilerini bu aydınlanma sürecinde fark ettim. Yediğim ve içtiğim neredeyse her şey gün sonunda atık olarak evimden çıkıyordu. Vücudum ve evim için kullandığım bütün temizlik ürünleri sadece benim alanımı temizlemek üzerine odaklanmışlardı: temizlerken ürettiğim atık aslında dünyamı kirletiyordu. Bütün o kimyasallar ve ardından Türk kahvesi ile kutlanan temizlik seremonilerinde kullandığım envai çeşit temizleyiciler bambaşka bir boyuttaydı. Hepsi bitiyordu, ben yenisini alıyordum ve o renkli ve temiz görünen kutuların nerede hangi yöntemle temizlendiği umrumda olmuyordu. Çünkü ben o Türk kahvesini hak ediyordum, bitmeleri ise küçük zaferlerimdi. Bu yoldan vazgeçmem gerektiğini arap sabunu, sirke ve karbonat ile tanışmamla fark ettim. Kendim hazırlamaya başladığım karışımlarla sağlıklı ve sürdürülebilir ürünler üretmeye başladım, kendi alanımda. Hem de ardından içilen Türk kahvesi daha da keyif veriyordu. Kişisel temizlik için süreç bu kadar hızlı işlemedi, önce kullanmadığım her kozmetik ürününü arkadaşlarımla paylaştım. Kullanmak zorunda olduklarımı ise şu an kendi paketlerinde kullanmaya devam etmekteyim. Satın alırken, paketleme ve içerik özelliklerine göre bir sınıflandırmadan geçirip alıyorum tabii. Arada bir kendi hazırladığım kozmetik ürünlerini kullanmaya çalışıyorum, o tarafı da öğreneceğim yakında.

Peki ya şimdi nasıl?

Çok basit. Az tüketiyorum, tükettiğimde de toprağın, suyun, havanın sevebileceği ürünler tercih ediyorum. Cam şişeler, keten torbalar ve çantada taşınan öğle yemekleri ile hayatım şu an iyi gidiyor. Beni sarsıp geçen o “aşırı” sorumsuzluk hissi kendini dünyam ve kendim için değişimin parçası olmaktan ötürü iç huzura bırakmış durumda. En güzeli de bunu sadece kendim için yapmadığımın farkında olmak, evde başlattığım bu devrim aslında yeryüzü için gerçekten bir fark yaratıyor.