ATIK DEĞİL KAYNAK….

Globalleşen dünyada sanayileşme ve kentleşmenin etkisiyle birlikte kaynaklar bilinçsizce kullanılmakta ve bu tüketim sonucu atıklar oluşmaktadır. Gittikçe artan oranda karşımıza çıkan atık sorunu; toplumu, aileyi ve hatta bireyi artık çok yakından etkilemektedir.

Döngüsel Ekonominin başrol oyuncularından biri olan atıkların, yeniden işlenmesinin, geri dönüşümünün ve geri kazanımının günümüz dünyasında artık çok önemli bir yer tuttuğunu söyleyebiliriz. Hatta atıkların ülke ekonomileri için kaynak olarak değerlendirildiğini söylemek oldukça yerinde olur.

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDEKİ HIZLI DEĞİŞİM…

Dünyada hızla artan atık miktarına önlemler almak için her geçen gün mevzuat değişiklikleri yaşanıyor. Örneğin; Avrupa Birliğinde konuya ilişkin son yıllarda birçok mevzuat değişikliği oldu. Evsel atıkların düzenli depolama yoluyla bertarafının, 2035 yılı itibarı ile yüzde on ile sınırlanması ve yine aynı yıl itibarı ile evsel çöplerin geri kazanım oranı yüzde 65 olarak hedeflenmesi bu değişikliklerin başında yer alıyor. 2030 yılına kadar ise plastiklerin yüzde 55’i, çeliğin yüzde 80’i, camın yüzde 75’i, kağıt ve kartonun ise yüzde 85’i geri dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.

En güncel gelişme ise; “Tek Kullanımlık Plastiklerin Yasaklanması” mevzuatı, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği Konseyi tarafından, AB’nin Resmi Gazetesinde yayınlanması oldu. Bu mevzuat ile Avrupa Birliğine üye devletlerin bu yönergeyi 3 Temmuz 2021 tarihine kadar kendi ulusal kanunlarına aktarmaları gerekmekte…

Avrupa Birliği’nde bu tür önlemler alınırken, ülkemizdeki atık sektöründeki gelişmeler yeni fırsatlar sunuyor. Resmi verilere bakıldığında 2003 yılında ambalaj atıkları yönetiminde lisanslı tesis sayısı 28 iken, 2019 yılında bu sayı 1600’lü rakamlara ulaştı. Ambalaj atıkları için 4 tane olmak üzere, çevre mevzuatı uyarınca yetkilendirilmiş kuruluş sayısı 12’yi bulmaktadır. Atık yönetiminde yeni ve büyük bir pazarın hızla oluştuğunun ülkemiz için söylenmesi yanlış olmayacaktır.

Ayrıca; atık yönetimini iyileştirme çabalarımızın son dönemde özellikle 10 Aralık 2018 tarihinde Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’unun yürürlüğe girmesi ile üreticilere ve tüketiciye daha keskin ve etkili sorumluluk verme çabasına dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Kanun değişikliği ile ülkemizde amaçlanan içecek ambalajlarında depozito-iade sisteminin ne olduğunu, nasıl kurgulanması gerektiğini, stratejik noktalarını yakın zamanda depozito-iade sistemlerinin kurgusu hakkında bilgi almak için ziyaret ettiğim Avrupa ülkelerinden de örnekler vererek aktarmak isterim.

 

DEPOZİTO SİSTEMİ NEDİR? NEYİ AMAÇLAMAKTADIR?

Depozito; anlam olarak bir üstlenme sırasında yatırılan güvence ya da bağlantı bedeli olarak açıklanır. Konumuz olan atık yönetiminde ise ambalajı ile birlikte satılan bir ürünün ambalajı için alınan ve ambalaj geri getirildiğinde tüketiciye geri verilen bedel olarak açıklanabilir.

Ambalaj atıkları yönetimindeki açık tanımı ise; oluşturulan sistemde tüketici bir içecek kutusu veya şişesi satın alırken küçük bir depozito bedeli öder ve içeceği tükettikten sonra boş ve sağlam ambalajı geri dönüşüm için iade noktasına iade ettiğinde bu bedeli geri alır.

Ambalaj Depozito tanımı; Türkiye’de ilk defa 2004 yılında Ambalaj Atıkları Kontrol Yönetmeliği ile mevzuata girmiştir. Ambalaj Atıkları Kontrolü Yönetmeliğinin her bir değişikliğinde de anlamından bir şey kaybetmeden yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Dolayısıyla, ülkemiz içecek üreticileri aslında bu tanıma yabancı değiller.

Depozito sisteminin birçok amacı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bunlardan en önemlisi ülkemizdeki kaynağında ayrı toplamadaki başarısızlığımızı çözecek olmasıdır. Özellikle büyükşehirler de bile hala yaygınlaşamayan, ilçe belediyelerinin mahalleleri arasında bile farklılık gösteren ambalaj atıklarının kaynağında/evlerde ayrı olarak toplanmasına en etkili birincil çözüm depozito sistemlerinin ülkemizde uygulanmasıdır.

Şöyle ki; bazı şehirlerimizde evlerden ayrı toplanan ambalaj atıkları, kağıt, karton, cam, metal, plastik vb. atıkların karışık bir şekilde toplanması yöntemi ile yapılır. Bu toplama yöntemi, atıkların içerebileceği su, yağ, meşrubat vb. gıda maddeleri ile temas etmesi ekonomik değeri yüksek atıkların ekonomik değerini düşürmektedir.

Bununla beraber atıkların toplanması aşamasında harcanan efor, sefer sayısı, araç ekipman filosunun maliyeti, zaman, iş gücü ve çevresel etkilerini de düşündüğümüzde gerçekten çevresel açıdan olumlu bir faaliyet sürdürmeye çalışırken bir yandan da çevre kirliliğine yol açılır. Bir diğer önemli husus ise, her bir geri dönüşümlü atığı farklı yöntemler ve fiziksel prosesler ile ayrıştırma altyapısının kurgulanması için harcanan ayrıştırma maliyetlerini de beraberinde getirir. Çoğu manuel ayrıştırma yapılan atık ayırma tesislerinde son teknoloji otomasyon sitemlerinin kullanılması için ise temiz yani kaliteli atığın tesislere ulaşması gerekir.  Depozito iade sistemi tam da bu tanımdaki atık kalitesini sağlar.

Özetle; depozito sistemleri dünyada uygulanma açısından bakacak olursak; kaynak etkinliği yüksek, karbon ayak izi düşük ve toplamada en fazla maliyet etkinliğini sağlayan, yeniden kullanım kapasitesi yüksek bir modeldir.

Ayrıca; depozito iade sistemleri, büyük miktarda boş içecek ambalajını tekrar kullanım ve yüksek kalitede geri dönüştürme amacıyla toplamanın başarıyla denenmiş bir aracıdır ve döngüsel ekonomiye ulaşmak açısından hayati öneme sahiptir.

BU SİSTEMDEN İSTENİLEN VERİMİN ALINMASI İÇİN ÖNEMLİ STRATEJİK NOKTALAR NELERDİR?

Sistemin verimli olarak ülke sathında yaygınlaşabilmesi için en başta birçok bileşeni bir araya getirip bir program halinde tüketiciye sunulması gerekir. Bunun için belli başlı stratejik noktalara değinmek isterim.

En başta karar verici / kanun koyucu yönetim Depozito İade Sistemi için asgari iade oranını üreticiye hedef olarak vermesi gerekir. Bu gereklilikle genişletilmiş üretici sorumluluğu kapsamında üreticiler / perakendeciler alt yapının kurulması, toplanması, geri kazanımı vb. konusunda yükümlüklerini yerine getirmelidir. Zaten Çevre Kanunu ve birçok yönetmelikte “Kirleten Öder” prensibi bu temel harcamaları işaret eder. Dolayısıyla; Depozito İade Sistemi Mevzuatının etkin, çalışabilir ve üreticiler için şeffaf bir sistemi tarif etmesi sistemi başarıya götürür.

İkinci adımda ise depozito bedelinin doğru belirlenmesi gerekliliğidir. Bu bedel, satış miktarı veya ürünün içeriğinden ayrı tutulmalı ve ülkedeki sosyo-ekonomik yapıya, satın alma gücüne göre belirlenmelidir. Eğer, bedel düşük olursa sisteme katılım düşük olur ve depozito sistemi çıkmaza girer. Yani burada asıl hedef, depozito bedeli tüketicinin ambalajı iade etmeye sevk edecek kadar yüksek tutulması olmalıdır. Mevcut Depozito iade uygulamalarındaki deneyimler, uygulamadaki tüm ambalajlar ve hacimler için sabit bir iade değerinin belirlenmesinin en iyi uygulama olduğunu göstermiştir.

Bunu sağladığımızı düşünelim. Diğer stratejik nokta ise, tüketicinin iade edeceği ambalajları kendisine en yakın, en uğrak ve en kolay şekilde iade edip, depozito bedelini almasının sağlanmasıdır. Bunun için ise, alışveriş merkezleri, satış noktaları, benzin istasyonları gibi içecek ürünü satan tüm esnafların yerleşkeleri tercih edilmeli ve iade noktaları veya depozito otomatları yeterli sayıda yerleştirilip, alt yapının sağlam kurulması gerekir.

Dolayısıyla sistemde yer alması gereken en önemli oyunculardan biri de Satış Noktalarıdır. Süpermarketler, marketler, bakkallar bu sistemde aktif rol almalı ve tüketicinin depozito sistemine katılmış olmasını fırsat bilerek kendi mağazasında depozito noktası oluşturmalı böylelikle tüketiciyi kendine çekeceğini bilmesi gerekir. Yapılan araştırmalarda; AB ülkelerinde depozito sisteminin başladığı ilk yıllarda depozito otomatı bulunduran satış noktalarının satışları hızla yükselen bir ivmeye sahip olmuştur.

Ayrıca; sistemin doğru çalışması için, depozito uygulanan ambalajların üzerinde “Depozitoludur” ibaresinin yer alması gerekir. Tüketicinin satın aldığı ürünü iade ettiği zaman depozito bedelini geri alacağını bilmesi ve bunu kolayca anlaması gerekir.

Aslında özetle, tüketicinin depozito sistemine katılma isteğini arttıran aynı zamanda anlaşılması karmaşık olmayan ve tüketicinin maddi getirisini kolay bir şekilde temin edebileceği, güvenilir, kararlı bir sistem kurulması halinde depozito sistemi her ülkede başarılı olabilir.

Depozito sistemi, Kanun değişikliğinde şu şekilde yer buldu.

Depozito

Ek Madde 12

“Çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla Bakanlık, belirleyeceği ambalajlar için depozito uygulamasını 1/1/2021 tarihinden itibaren zorunlu tutar. Bu doğrultuda, depozito kapsamındaki ambalajlı ürünlerin satışını gerçekleştiren satış noktaları depozito uygulaması toplama sistemine katılım sağlamakla yükümlüdür.

Depozito sisteminin uygulanmasına yönelik usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Bu madde ile 2021 tarihine kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çıkaracağı yönetmelik ile depozito sistemini şekillendirecek ve bu yönetmeliğe uymayan üreticileri ise, Kanunda yer alan cezai müeyyideler ile sisteme girmek zorunda bırakılacaktır.

Ziyaret ettiğim; Almanya, Litvanya, Estonya, Norveç ve Finlandiya’da üreticiler ve perakendeciler bir araya gelerek ülkenin karar verdiği şekilde etkin bir depozito sisteminin uygulanmasını sağlaması gereken yapıyı yani sistem operatörünü oluşturmuşlar. Merkezi bir kâr amacı gütmeyen kuruluş olarak konumlandırılan sistem operatörü depozito-iade sistemini şeffaf, denetlenebilir ve güvenilir bir şekilde yürütülüyor. Düşük maliyete en fazla verim planlanmış.

Sistemin ekonomik ve çevresel boyutunu tüketiciye doğru bir şekilde aktarılmaması sistemi başarısızlığa sürükleyebilir. Özellikle Norveç’te hedeflerin bu başarının sağlanmasının başlangıç noktasını ise, depozito/iade sisteminin çevresel ve ekonomik açıdan bireysel kazançlarının olduğu algısının tüketicide yaratılması olmuş.

Danimarka; %95 toplama hedefi koyarken, ülkeler arasında en yüksek maliyetle bu işi yürütüyor. Ve toplam iade oranı % 90 civarında tutarak, verimli şekilde sistemini halen devam ettiriyor.

Almanya; toplam iade oranı: %98,4 Kutu: %99 / PET: %98 toplama sisteminde iyileştirmeler yapmak için sistemini gözden geçiriyor.

Litvanya; hedefini 2025 itibarıyla ambalajların %90’ının geri dönüştürmek olarak belirledi.  2017 rakamlarına göre; Toplam iade oranı: %91,9 Kutu: %93 / PET: %92 / Cam: %83 Litvanya, Depozito İade Sistemi’ne en yeni başlayan ülkelerden biri ve kalabalık olmayan nüfusu ile çok başarılı bir sistem kurmuş. Ayrıca yüksek toplama oranları ile sisteme geçmek isteyen ülkeler arasında en çok gözlemlenen ülke durumunda.

Norveç; Çevre kirletme bedeli muafiyet için kutular ve geri dönüştürülebilir PET şişelerin %95 geri toplanması zorunluluğu mevcut. Toplam iade oranı; 2016 yılı verilerine göre, %91,7 Kutu: %95,7 / PET: %88,2 Norveç’te cam ambalaj yok denecek kadar az. Geri dönüşümü yüksek kalitede özelliğe sahip üretilmiş pet şişe ve metal içecek kutuları, yüksek oranlarda başarılı bir şekilde toplanıyor.

Ayrıca mali boyutu ile de doğru algı devam ettirilmiş. Şöyle ki; depozito, ambalajın kısa süreliğine kullanımı için tahsil edilen bir teminattır. Depozito tutarının ürün fiyatına dahil edilmesi durumunda tüketicide karmaşıklığa neden olabilir. Bu yüzden depozito tutarı, ürünün satış fiyatından ayrı olarak gösterilmeli ve bu şekilde tahsil edilmelidir. Bu nedenle; üretici bu bedeli ambalajında açıkça, iki tutarın birbirinden farklı olduğunu belirtir şekilde ibareler koymuş ve bu noktada şeffaf olmuşlar.

Depozito bedelini sabit tutarak şehirden şehre değiştirmeden veya herhangi bir hizmet bedeli kesilmeden iade etmişler. Ülkelerde, boş ambalaj iade noktasına iade edildiğinde depozito tutarı da eksiksiz olarak iade ediliyor.

Ülkelerde her depozitolu ambalaj üzerinde tüketicinin ambalajın depozitolu olduğunu anlayabilmesi için bir logo/ sistem sembolü olması özellikle tüketiciler için faydalı olacak bir yardımcı olmuş. Bu sembol ayrıca manuel toplama noktalarında da ambalajın uygun olup olmadığını anlamaya kolaylık sağlamış.

Ayrıca; ülkemizdeki satış noktaları / perakendecilerin sistem içerisinde zorunlu bir paydaş olarak bulunması ile tüketiciler; boş ambalajların iade edilmesi ile yeni malların satın alınmasını birleştireceklerdir. Sırf bu sebepten ötürü, özel toplama noktalarına veya atık getirme merkezlerine gidilmesi gerekmeyecektir. Bu sayede ilave maliyet, trafik, iş gücü ya da çevre kirliliği yaratılmayacaktır.

Sonuç olarak, Depozito İade Sistemi kurmuş ve başarılı olmuş ülkelerin tamamında benzer ortak noktalar göze çarpmaktadır.

  • Sistemin ana sorumluluğu piyasaya sürenler / üreticiler ve perakende üzerindedir.
  • Piyasaya sürenlerin tamamı kontrol altında ve sisteme kayıtlıdır.
  • Depozitolu ambalaj satan perakendeciler, depozitolu ambalajı tüketiciden istisnasız geri almak zorundadır.
  • Günde ortalama 500 adetten fazla depozitolu ambalajı geri alan perakendeciler iadeleri otomatlar ile yapmaktadır. Otomatlar, tüketicilerin iade işini kolaylaştırdığı ve ekonomik açıdan özellikle tercih edilmektedir.
  • Herhangi bir usulsüzlüğe cezalar konularak caydırıcılık sağlanmış ayrıca, ülke barkod kalitesi silinmeyecek özellikte imal edilmektedir.
  • Ambalajlardaki içecekler tüketildikten sonra, iade edilmeyen ambalajların iade bedeli ise sistemin havuzunda kalmaktadır. Bu bedelde, sistemin havuzunda kalarak aslında yine sistemi desteklemek için kullanılmaktadır.

Uygulanacak bu sistem ekonomiye nasıl bir etkide bulunur?

  • Malzeme ve enerji ithalatının azalması sayesinde cari açıkta dönüşüm seviyesine göre 210 ila 490 milyon TL arasında azalma sağlanabilir.

Bu kısımda ülkemizin son 2 yıldır yaşadığı atık ithalatı sorununa değinmek yerinde olacaktır;

Çin`in aldığı önlemler nedeniyle AB, ABD, İngiltere gibi bölgelerden ülkemize gönderilen plastik menşeili atıkların miktarı hızla artmakta olduğu gözlemlenmektedir. 2016 yılında 159.569 ton olan ithal plastik atık miktarı 2017 yılında 261.863 ton ve 2018 yılında ise 439.909 tona ulaşmıştır. 2017 yılında bu ithalattan kaynaklı cari açık 52 milyon avroyu geçmiştir. Bu perspektiften bakınca, 2016 yılından 2017 yılına % 64, 2017 yılından 2018 yılına % 68 artmış olan ithal plastik atığın, 2019 yılında yaklaşık 670.000 tona ulaşması ve bu şekilde devam edildiği takdirde, 2020 yılına 1 milyon ton gibi ürkütücü bir rakama ulaşması şaşırtıcı olmayacaktır.

Sadece AB`den ülkemize gönderilen atıkların, ülkemizdeki atıklara oranı 2004`de % 20`yi bulurken, bugün % 35`lere ulaşmıştır. Diğer ülkelerden gelen bu atıkların tamamı geri dönüşüm proseslerine girmemekte ve %50 ye yaklaşan oranlarda çöp niteliğinde olduğu ön görülmektedir.

Özetle; ülkemiz diğer ülkelerin çöplüğü haline gelme riski taşıdığı aşikardır. Kontrolü yetersiz olan bu sürecin sonunda vahşi depolama alanlarının artması, mevcut depolama tesislerimizin kapasitesinin erken dolması, havamızın, toprağımızın, suyumuzun daha fazla kirlenmesi aynı zamanda da kendi atıklarımızı yönetememe riski oluşmaktadır.

  • Depozito sistemi sayesinde toplanacak yüksek kaliteli atıkların (kaynağın) kapalı döngü geri dönüşüm oranını ilk yılda % 70 ikinci yılda % 80 ve üçüncü yılda % 90 seviyesine çıkarabilir.

Başka ülkelerden ülkemize soktuğumuz atıklar ile sektörümüze sağlıklı bir şekilde hammadde sağlayamamaktayız. Bir diğer yandan plastik atıkları ülkemize sokarken, cari açığı da arttırmakta olduğumuzu unutmamamız gerekmektedir.

Ayrıca bilindiği üzere; Döngüsel Ekonominin felsefesi bir sektörün kullanmadığı ve / veya attığı diğer sektörün hammaddesidir.

Bu bakış açısından bakacak olursak; özellikle plastikler döngüsel ekonomide önemli bir yer tutar. Hammadde türüne ve uygulamasına göre coğrafi olarak bakıldığında ülkemizde farklı miktarlarda neredeyse 1970’ten beri geri dönüştürülmektedir.

Plastik sektöründe 6.000 civarında firma, yüzlerce çeşit mamul üretmektedir. Firmalar üretim kapasitelerini, ton, metre, m2, m3 adet veya çift olarak değişik birimlerle belirlediklerinden, kurulu kapasitenin sadece tek bir birim bazında tarifini yapmak mümkün olamamaktadır.

Ancak sektörde ortalama kapasite kullanımının % 85 civarında seyrettiği dikkate alınarak sektörün 8,5 milyon ton gibi bir kurulu kapasiteye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Plastik sektörü, işleme kapasitesindeki artışa paralel olarak her yıl artan ölçüde makine ve teçhizat yatırımı yapmaktadır. Sektörün 2003 yılında 288 milyon dolar olan makine teçhizat yatırımı, 2015 yılında % 270 artış göstererek, 942 milyon dolar seviyesine çıkmıştır.

Cam ambalajlar için de durum çok farklı değil,

Cam; silika, soda kültürü, feldspat gibi doğal kaynakların yüksek derecede eritilmesi sonucu oluşturuluyor. Cam üretilirken, doğal kaynakların ve petrol kaynaklarının azalmasına sebep olur. Üretimi sonucu ortaya çıkan kirlilik yüzünden de çevre kirliliği ve insan sağlığına etki eden sorunların oluşmasına yol açar. Doğal kaynaklarımızın giderek azaldığı, çevre sorunlarının önemli boyutlara ulaştığı günümüz çağında, en az plastik ambalaj atıklarının geri kazanılması kadar, atık camların da geri dönüşüm serüvenine katılması oldukça ciddi önem taşır.

Plastikler ve kağıt atıklarının geri dönüşümü belli tekrarlardan sonra mümkün değildir. Fakat atık camlar sayısız kez yeniden kullanılabilir. Hatta geri kazanımla elde edilmiş camların, birincil ham maddeden üretilmiş camlardan hiçbir farkı yoktur. Cam üretiminde, salınan emisyon ile çevre kirliliği artmakta, fakat geri dönüşüm ile bu biraz da olsa azaltılabilmektedir. Atık camların geri dönüşümü ve geri kazanımı sayesinde; üretim esnasında enerjide yaklaşık % 25, emisyonda % 20, atık oranlarında % 80, üretim esnasında su tüketiminde yaklaşık % 50 oranında azalma sağlanabilmektedir. Cam sektörünün yaptığı araştırmalara göre 1 ton atık camın geri kazanımı ile yaklaşık 40 litre yakıt tasarrufu sağlanmaktadır.

  • GSYİH’ya katkısı 1 milyar 400 milyon TL’yi bulabilir.
  • Depozito sistemi 5 bin kişiye istihdam yaratabilir.

Ülkemizde yerli üretim yapan önemli sektörlerden olan plastik ve cam sektörü, hammaddesini yine ülkemizde temiz ve kayıtlı bir şekilde ayrıştırılmış ve toplanmış atıklardan depozito yöntemi ile karşılamalıdır. Bu sistem; hem döngüsel ekonomi bağlamında ülkemizde örnek ve belki de en büyük uygulama olacak hem de yılda 50 milyon turist ağırlayan ülkemiz için plastik ve cam şişesiz sahiller, atıksız ormanlar, temiz yaylalar ve mesire alanlarının hayal olmadığını gösterecektir.

Özetle ülkemizdeki Döngüsel Ekonominin en önemli ayağını ambalaj atıkları oluşturuyorsa, bu atıkların yönetiminde depozito iade sistemi vazgeçilmez bir unsur haline gelmelidir.

Sistemin dezavantajı söz konusu bile değildir. Aksine kaynakların ülkemiz içinde değerlendirilmesi ile hem ekonomik hem de çevresel yönden avantajları ile ülke yararına bir sistemdir. Geri dönüşebilir atıkların diğer atıklarla birlikte çöpe gitmemesi için en uygun sistem depozito sistemidir. Ülkemiz içecek ambalajını çöpe atacak kadar zengin bir ülke değildir.

Hazırlayan:
İlkim YİĞİT
Atık Yönetimi Uzmanı
Çevre Mühendisleri Odası / Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı