Göz alıcı yaşam tarzları, rüya tatil destinasyonlarında çekilmiş kurgulu fotoğraflar, sonsuzmuş gibi görünen gençlik ve güzellik. Tamamı, sosyal medya uğruna photoshop’lanmış bir yaşamdan kareler.

Bir Y kuşağı çocuğu olmama rağmen aktif bir Instagram kullanıcısı olmamamın, kendimi bir türlü o mükemmel yaşamlara sahip mükemmel insanlarla bağdaştıramamamın sebebi de bu aslında.

Öncelikle içinizi rahatlatayım… Az önce bahsettiğim fotoğraf karesi, son yıllarda birçok gencin öncelikleri, fikir ve inançlarıyla gerçekten de hiç uyuşmamaya başladı. İklim değişikliğinin uygarlığa karşı gerçek bir tehdit oluşturduğu ve plastiksiz alışveriş, #FridaysForFuture hareketleri gibi konulara karşı giderek artan hassasiyetimiz göz önünde bulundurulduğunda, artık yaşamımızın her noktasında yalnız moda trendlerini takip etmenin yeterli ya da anlamlı olmadığının farkındayız. Aslında birçoğunun da Y ve hatta Z kuşağı çocukları olmasından dolayı, Influencer’lar da bunun farkına varmış durumda. Bugün, takipçi kitlelerine daha anlamlı konularla hitap etmek zorunda olduklarını biliyorlar. Hatta kendilerini tanımlayacak ayrı bir sözcük bile bulmuşlar!

Sinnfluencer: Almanca bir Kelime Oyunu

Sinnfluencer anlam, amaç anlamına gelen “sinn” ve “influencer” kelimelerinden türetilmiş Almanca bir terim. 

Sinnfluencer’lar bir rol model olarak takipçilerini daha iyi bir geleceğe yön vermek üzere motive etmeye çalışıyorlar. Sürdürülebilirlik, çevre ve bazen politika gibi konularda paylaşımlar yaparak kendilerini toplumun süre gelen sorunlarının sesi olarak nitelendiriyorlar. Y kuşağı olarak, satın aldıklarımızın daha farkında, üretim şekilleri ve değerlerimizle uyumluluğu konusunda daha hassasız. 

Örneğin markaların yıllardır yapılan doğa-dostu paketleme çağrılarına nihayet cevap vermeye başlaması gibi. Dahası, dünyayı değiştirmek için yaptığımız çağrıların ilk adımını kendi yaşamımızı değiştirerek atmaktan korkmuyoruz. Günlük yaşamın sayısız kısıt ve gereklilikleri altında, her anı en iyi şekilde değerlendirmek için çabalarken, bunun daha az atıklı, sürdürülebilir bir yaşam tarzı ile mümkün kılınacağının farkındayız.

Makyaj Çılgınlığı Değil Bambu Diş Fırçası 

Evet, sinnfluencer’lar da bildiğimiz influencerlar gibi yaşantılarında kullandıkları ürünleri tanıtıyor, ancak daha alternatif seçeneklere dikkat çekerek. Vegan alternatifler, sürdürülebilir moda markaları, doğa dostu bakım ürünleri. Balık ağlarından yapılmış bikiniler giyiyor, bambu diş fırçaları kullanıyor, araba lastiklerinden üretilmiş güneş gözlükleri takıyorlar. Gereksinim duymadıkları ürünleri yalnızca para kazanmak için kullanıyormuş gibi tanıtmaktan kaçınıyorlar. Birçoğu reklam için gönderilen tanıtım paketlerinde ne kadar fazla gereksiz ambalaj kullanıldığından yakınıyor. Vegan yaşıyor, sıfır atığı deniyor ve atığı engellemek üzere tüyolar paylaşıyorlar.

Dahası, ‘influencer’ olma durumundan doğan, büyük kitleleri etkileme hali öncelikle izleyiciler, takipçiler üzerinde gerçekleşiyor tabi. Ancak bir adım ötesinde, tüketim alışkanlıklarını etkileme konusunda oynadıkları etken rol dolayısıyla marka vizyonlarını da etkilemeyi başarıyorlar. Tüketici beklentilerini yansıtma, aynı zamanda da yön verme yetkinlikleri ile markaların sürdürülebilir bir yaşama hizmet eden ürünler üretmesini de zorunlu kılıyorlar neredeyse.

Bu bir zincir reaksiyonu diye değerlendiriyor influencerlardan bir tanesi. Amaç yaratmayı, anlamı yaygınlaştırmayı sürdürdükçe dokunamadığımız takipçilerin hayatlarına bile dokunacağız. Ve endüstride kartopu etkisiyle büyüyecek bu algı, hepimizin tüketim alışkanlıklarını değiştirirken, yaşamı sürdürülebilir kılacak.

Son olarak, işte Türk bir sinnfluencer önerisi: Başak Kablan