Merhaba Miray, okuyucularımız için öncelikle ekipten ve The Roof’dan bahsedebilir misiniz?

Merhaba Beyza, tabi ki. Roof ekibi ben ve Emre’den oluşuyor, fakat desteklerini sürdüren gönüllü ekip arkadaşlarımız da var. Emre’yle yollarımız İstasyonTEDÜ TED Üniversitesi Sosyal İnovasyon Merkezi’nde kesişti. Ben psikolojik danışmanlık bölümünde okuyordum, Emre de endüstri mühendisliğinde ve ikimiz de İstasyon’da asistan olarak çalışıyorduk. Burada sosyal girişimcilikle ve çok farklı alanlardan gelen bambaşka insanlarla tanıştık. Söz konusu ortak bir amaçla yaratım olunca herkesin kendi alanından katabileceği şeylerin sınırsızlığına tanıklık ettik. Bu da bize bilginin ve yaratımın mülkiyeti olmadığını gösterdi. Fark ettik ki, birçoğumuzun ihtiyacı olan itici güç, yalnızca doğru mekanda doğru insanlarla yan yana gelebilmekmiş. Zaman içerisinde de burada Roof doğdu ve şimdi de yavaş adımlarla büyümeye devam ediyor. 

Roof, merkezine insanları koyan ve topluluğun değerini temel alan bir sosyal girişim. Birbirinden farklı ama öz değerleri benzeş olan insanların bir araya gelerek birlikte yaşayabileceği, öğrenebileceği, yaratabileceği ‘ortak yaşama alanları’ kurma hayaliyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Her gün kullandığımız yaşam alanlarını, insan ve topluluk ilişkilerini de içerecek biçimde yeniden tasarlıyoruz. Bu alanlar ile de yeni bir birlikte yaşama kültürü oluşturmayı umuyoruz. Amacımız, “mekan” üzerinden müşterek bir hayat yaratabilmek. Yalnızlaşma, konaklama problemleri, sosyal izolasyon, gençlik problemlerine çözüm yaratabilmeyi umuyoruz. 

‘Ortak yaşama alanları’, co-living spaces, yurt dışında epey yaygın bir model. Aşina olduğumuz otel ve ev modellerinin Y-kuşağı çocukları. Burada uzun süreliğine bir oda kiralıyorsunuz ve yaşam alanındaki diğer alanları (mutfak, çalışma alanı, salon, kafe, vb.) komşularınızla ortaklaşa kullanıyorsunuz. Mekanla beraber yaşamı da paylaşıyorsunuz. Var olan birçok ‘ortak yaşama alanı’ özelleştirilmiş toplulukları içeriyor. Yazılımcılar, tasarımcılar, yaratıcı endüstriler ve daha birçok farklı grup için ortak yaşama alanı mevcut. Kimisi kentteki kalabalıklaşmaya çözüm yaratıyor, kimisi atıl alanları değerlendiriyor.

Aslında her bir örnek farklı bir sosyal probleme mekan ve topluluk üzerinden bir çözüm sunuyor. Çoğu aşina olduğumuz mahalle kültürünü bir bina içerisinde yeniden inşa ediyor. Bizim amacımız da özellikle sosyal fayda odaklı ve yaratıcı alanlarda çalışan insanlar için böyle yaşama alanları kurabilmek. Biz Roof’u, kentin birbirine yakın bölgelerinde kullanılmayan mekanları ortak kesişim noktalarına dönüştürerek hayata geçirmek istiyoruz. Şu an henüz Roof’un üzerinde bir çatı yok, yer arayışımızı sürdürüyoruz. Roof genç profesyoneller için bir ‘ortak yaşama alanı’ da olabilir, bir atölye de, sosyal girişimciler ve sanatçılar için bir yaratıcı platform da olabilir, etkinlik ve sergi alanı da. Roof’un mekan olarak hayat bulduğu ilk yapı ne olursa olsun bu ‘mekan’ onu kullanan insanlarla ve onların yükledikleri anlamlarla şekillenen, insanlara ait, üreten, yaratan, besleyen müşterek bir var olma alanı olacak ve Roof farklı yapılar üzerinden de yolculuğuna devam edecek. Özünde amacımız insanların beslenebileceği ve ait olabileceği kesişim ve yaşam noktaları yaratabilmek. 

Birlikte yaşama kültürünün, bahsettiğiniz hedeflerin yanında Sıfır Atık anlayışıyla yaşamaya çalışanlar için de önemli olduğunu düşünüyorum. Sıfır atık perspektifiyle baktığınızda sizin stratejileriniz neler?

Kesinlikle öyle, Roof şu an atıl ve kullanılmayan alanları dönüştürmek istiyor. Bu alanları da insanlarla birlikte yenileme hayali kuruyor. Aslında bir mekan yaratmak birçoğumuzun gözünde epey büyüyor fakat elbirliğiyle çok işlevsel çözümler yaratılabilir. Şu an dünyada kullanılmadan kenarda köşede öylece duran bir sürü eşya var bir yandan da fabrikalarda üretilmeye devam eden başka eşyalar, hangi eşyayı kullanacağımız ise bir seçim. Kullanılmayan malzemelerin değerlendirildiği, duvarların birlikte boyandığı, elbirliğiyle, el emeğiyle, sıfır atık olmasa da olabildiğince az atıkla kurulmasını istiyoruz Roof’un. Herkesin payı olan ve herkese ait olan, tükettiğinden çok değerlendiren ve var olandan yeniden üreten. 

Tabi şuan bir mekanımız olmadığı için bunlar gerçekleşmesini umduğumuz hayallerimiz. Mekan olduğu zaman içerisinde birlikte yapmayı dilediğimiz bir çok şeyi yapmaya başladık. Çalışmalarımızı İstasyonTEDÜ’nün sosyal fayda odaklı aktörleri desteklediği kuluçka programında sürdürdüğümüz için birçok etkinliğimizi de burada hayata geçiriyoruz. 

Yaptığınız etkinliklerden biraz bahseder misin?

Şu an devam eden bir uygulama topluluğumuz var. Roof’un dokunduğu noktalarla ilgilenen insanlarla bir araya gelip birlikte yaşama kültürü, mekan ve insan arasındaki ilişki, birlikte yaratım gibi konular hakkında konuşuyoruz, birbirimizden öğreniyoruz. Bunun için de buluşmalar, etkinlikler düzenliyoruz; var olan etkinlikleri, atölyeleri birlikte takip ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde İstasyon’da bir Takas Pazarı düzenledik. Tamamen İstasyon topluluğuyla kendi içimizde yapmak üzere ortaya çıkan basit bir fikirdi. 

Hepimizin aşina olduğu bir ritüel aslında, birçok aile bahar temizliği esnasında elinden çıkardığı eşyaları eşleriyle dostlarıyla paylaşıyor, ihtiyacı olanlara ulaştırıyor. Ya da birçok bit pazarı, ikinci el eşya pazarı düzenleniyor. Bence her birinin en keyifli kısmı da, sevdiğiniz insanlarla bir araya gelip geçmişleri olan eşyalar üzerinden bir anı paylaşmak. Biz de neden bunu kendi içimizde de yapmıyoruz diyerek ofiste küçük bir Takas Pazarı düzenledik. 

Takas Pazarı’ında neler oldu? Nasıl etkileri oldu sizin için? 

Herkes dilediği miktarda eşya getirdi, bir sınır koymadık. Getiredebilirsiniz getirmeyedebilirsiniz, yeter ki gelin dedik. İstasyon ekibinden Sinem büyük bir bavulla geldi, sevgili Joon ekibi de yemek getirdi mesela. Takas Pazarı tabelamızı alelade bir karton üzerine önceden karalanmış bir resmi kesip biçerek yaptık. Adı Takas Pazarı ama eşyaları takas ederek almadık, katılan herkesin 3 eşya alma hakkı olsun dedik, herkes 3 eşya aldıktan sonra da geriye kalanlardan istediğimiz kadar aldık. Hem süreç çok keyifliydi hem de eşyaların hikayelerini dinlemek. Birlikte her gününüzü geçirdiğiniz insanların hayatlarından bir anın hikayesi her bir eşya aslında. Birimizin atmak istediği bir şey şimdi birimizin başucunda asılı duruyor, hem takas pazarına gelmeden önceki hikayesiyle hem de şimdi yeni hikayesiyle. Pazardan geriye tabelamız ve sevgili Sinem’in getirdiği simli bir atkı dışında hiçbir şey kalmadı. 

Aslında herkes yaşadığı küçük topluluklarda sizinki gibi takas etkinlikleri gerçekleştirebilir. Okuyuculara bu konuda ilham olması için önerileriniz var mı?

Kesinlikle öyle. İnsan bazen dünya için yapma sorumluluğu olan şeyleri düşününce panikliyor. Çünkü bir anda yaşam biçimlerimizde keskin değişimler yapmak kolay veya mümkün olmayabiliyor. Dünyanın tüm problemlerini tek başımıza çözmek de zaten mümkün değil. Fakat kendi yaşamlarımızda attığımız küçük adımlar bütünde büyük etkiler yaratabilir. Sanırım birçoğumuz çocukken evde temizlik bezi olarak kullanılan yırtık atletlere şahit olmuşuzdur. Aklıma bundan daha iyi bir geri dönüşüm çözümü gelmiyor. Geri dönüşüm, sürdürülebilirlik, adil üretim gibi alanlarda çalışmalarını sürdüren birçok sosyal girişim var. Alışveriş tercihlerimizde bu sosyal girişimleri destekleyerek onların çalışmalarını güçlendirmek de çok etkin bir seçim. Bu yüzden kişisel sınırlarımız çerçevesinde düşünerek küçük adımlar atmak ve seçimlerimize özen göstermek etkili adımlar olabilir. Bir de bunları birbirimizle paylaşmak, ki birbirimize ilham olabilelim. 

Son olarak Takas Pazarı gibi etkinliklerinizi daha geniş topluluklar için büyütme planlarınız var mı? Ve sizden, yaptıklarınızdan haberdar olabilmek için sizi nereden, nasıl takip edebiliriz?

Instagram, twitter, medium üzerinden @roofcoliving’i takip ederek bizden haberdar olabilirsiniz. Roof olarak yakın zamanda hayatın her alanında birlikte yaşama kültürünü ele alan filmleri Ankara’daki çeşitli mekanlarda izleyip üzerine konuşabileceğimiz bir seri düzenlemeyi planlıyoruz. Bu film serisiyle birlikte her mekana takas pazarını götürme gibi bir niyetimiz de var. Asıl dileğimiz büyük bir takas pazarı yerine herkesin kendi yaşamlarında kendi topluluklarıyla küçük takas pazarlarını kurması ve birlikte dönüştürülen zamanın tadını çıkarması.