Konuk yazar: Bilgesu Altunkan

Selam. Öncelikle çok çok üstünkörü bir şekilde kendimden bahsetmek istiyorum. Ben Bilgesu Altunkan. İstanbul’da sanat okuyorum. Modayla ilgileniyor, dergilerde asistanlık yapıyorum ama bunun dışında ev arkadaşımla birlikte kurduğumuz dijital bir takas platformumuz var. İnsanlarla kıyafet değiş tokuşu yapıyoruz ve en başından beri kar amacı gütmeden ilerledik. Kendi üretimlerimiz olana kadar da bu şekilde devam etmeyi planlıyoruz. Bu platformu kurduktan sonra hayatımda aşırı olmasa da birçok şey değişti. Tüketim alışkanlıklarım, dikkat ettiğim şeyler değişti. Çünkü takasla başlayan platform ardından sürdürülebilirlik, ileri dönüşüm, geri dönüşüm, çevre bilinci, organik tüketim gibi konuları da çatısı altında topladı. Platformumuzun adı fokur.fokur. Ben de size sürdürülebilirlik ve hızlı tüketimle ilgili biraz farklı bilgileri topladığıma inandığım bir yazı hazırladım. Bilimsel veriler dışında her şey eleştiriye açıktır. Umarım beğenirsiniz…

Sanayi devrimi sonrası üretimler ve teknoloji kullanımı hızlı bir biçimde artmıştı. Gıda, tekstil ve sağlıkla ilgili her şeye çabuk ulaşabilen insan için “süper ucuz” ve “süper hızlı” devrimi başlamıştı. Ama bu hızlı tüketim ekolojik olarak zararlar oluşturuyordu. Bu hızlı tüketim atıklarının geri dönüştürülmesi bir kriz yaratıyordu. Günümüzde bu konu uluslararası arenada büyük bir sıkıntıdır.

Bunun üzerine dünyadaki büyük vakıf ve kuruluşların verilerinden önce size Türkiye’deki atık durumundan bahsetmek istiyorum. Türkiye’ de her yıl 30 milyondan fazla çöp üretilmektedir. Bunun önüne geçilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye’de katı atıkları toprağa kazandırmak için dört büyük tesis vardır. Bu tesislerden en büyük depolamaya sahip olanı İstanbul’da bulunuyor. Bu atıklardan her 100 kiloluk atığın 4,63 kilosu tekstil atığı olarak tahmin ediliyor. Yani her yıl tonlarca tekstil atığı evsel atıklarla birlikte çöpe atılıyor. Tüm dünyaya baktığımızda hazır giyim üretiminin yıllık 80 milyon tonun üzerinde olduğunu görüyoruz. Tekstil ürünlerinin yılda yalnızca %15’i geri dönüştürülüyor ve %85’i geri çöplere yollanıyor. Fakat aslında yapılan tahminler giysi atıklarının %95’inin geri dönüştürülebilir materyallerden olduğunu söylüyor. Ayrıca Tekstil Geri Dönüşüm Kurumu (Council for Textile Recyling) dahil birçok organizasyon farkındalığı arttıran çalışmalar yapmaya çalışmaktadır ve 2037 yılına gelindiğinde çöplüklerde hiç tekstil atığı olmamasını hedeflemektedir.

Sürdürülebilirlik, o kadar çok duyuyoruz ki… Aslında bu kavramı çok çok yıllar önce bilmeli ve yaşam tarzlarımızı ona göre yaşamalıydık diyorum. Ama tercih ettiğimizi sandığımız çoğu şey aslında bence yine önümüze sunulanlar. Sürdürülebilirlik için Dünya Çevre ve Gelişme Komisyonu şu şekilde bir tanım yapmış “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama yetenekleri ile ilgili uygunsuzluk oluşturmaksızın, ihtiyaçların karşılanması”. Peki biz günlük yaşamımızda tekstil sürdürülebilirliği adına ne yapabiliriz? Ya da sürdürülebilir bir yaşam mümkün mü? Kıyafet atıklarımızı ne yapabiliriz? Çok kıyafet birikiyor veremiyorum hep çöpe atıyorum diyenlerdenseniz kolayca yapabilecek tavsiyeleri veriyorum.

Türkiye’de kıyafet atıklarının nerelere gittiğini ve ikinci el tüketim alışkanlıklarını gözlemlerken pazarları ve bu ikinci el atık kutularını araştırıyordum. Atık kutularına attığınız kıyafetler işlem uygulanarak geri dönüştürülmüyor fakat doğuda yaşayan ihtiyaç sahipleri insanlara yollanıyor. Aynı zamanda belediyeler ve bazı sivil toplum kuruluşları da iyi durumda ve kullanılır kıyafetleri alıyorlar. Bunların çoğuna iyi durumda olan kelimesini eklememin sebebi gerçekten kötü durumdaki ürünlerin ikinci el olarak verilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Evde iyi durumda bulduğumuz giymek istediğimiz ama kullanamadığımız çoğu şeyi kesip biçiyoruz. Bir arkadaşım kestikten sonra kalan kumaş atıklarında kese kağıtları yapıp pazar alışverişine o kese kağıtlarıyla gidiyordu. Buna günümüzde kendin yap (do it yourself) deniyor ve oldukça popüler bir geri dönüşüm yolu. Aynı zamanda bazı belediyeler geri dönüşüm kutuları yapıyorlar ve oraya da tekstil atıkları için ayrılan bölmeler yapmaya başladılar. Gerçekten çok yeni ve biraz geç kalınmış bir uygulama gibi düşünebilirsiniz fakat evde biriken şeyleri çöpe atmaktansa oralara götürmek için zaman ayırm ak gerçekten çok şeyi değiştiriyor. 2. El ürünlerin satımıyla ilgili uygulamalar ve bunları marka ayrıştırmaksızın alan markalar da var. Yine de bunun tüketimi azaltıp azaltmadığıyla ilgili bir çelişki de var tabi. Aldığımız her ürünün olabildiğince zamansız parçalar olması ve uzun süre kullanmak en sürdürülebilir yöntemlerden biri tabi ki. Buna şöyle bir örnek vereceğim 1960’larda ilk seri üretimler başlamadan önce insanlar daha özel üretim yani bedenlerine göre dikilmiş ürünler ve daha doğal kumaşlı ürünler kullanıyorlardı. Bu kumaşların yaşam ömrü çok uzundu. Yani annesi giydiği kıyafeti, kızına, kızı kardeşlerine ve hatta kendi kızına kadar saklayabiliyordu. Günümüzde mağazalardan aldığımız çoğu ürün sentetik kumaş karışımlı ürünlerdir. Sezon içinde aldığımız bir kazak veya herhangi bir tişört yırtılmadan veya dokusu bozulmadan bir iki sezon anca dayanıyor ve maalesef atık olarak atılıyor. Bu tabi ki markaların üretim şekilleriyle ilgili. Du Pont 1938 yılında ilk naylon külotlu çorapları piyasaya sürdüğünde inanılmaz bir satış yaşamıştı. Bir yılda tam 64 milyon naylon çorap ve naylon ürünler o kadar sağlam ve yırtılmazmış ki ilk üretildiğinde savaşlarda uçak kanadı korumada kullanıyorlarmış. Kadınların yalnızca bir defa aldıkları çoraplar zaman içinde yırtılan bir biçimde üretilmeye başladı ve bu da devamlı tüketimlerini sağladı. Aynı şekilde günümüzde çoğu mağazanın üretimleri de buna benzer. Attığımız ürünleri devamlı almak durumunda hissederiz. Bu durumda daha uzun süre kullanılabilen ürünler almak için ürün etiketindeki kumaş bilgilerine bakabiliriz. Bunları tavsiye edilen şekilde yıkamak ve kullanmak raf ömrünü uzatacaktır. Bunun yanı sıra organik kumaşlar doğaya daha az zarar vererek üretilir ve insan için daha faydalıdır. Yine de yalnızca giyim ürünleri değil her üretilen ürün için bir su ayak izinin (bunu karbon ayak izi terimiyle benzetebiliriz fakat bu üretimin ilk aşamasından itibaren ürün için kullanılan su miktarını gösteren dökümdür.) olduğunu unutmamalıyız. Mesela yalnızca 1 tişört üretimi için 2700 litre su tüketilmektedir.

Bu nedenle en önemli şey ilk başta tüketim ve atık alışkanlıklarımızı değiştirmek. Kendiniz için aman bir tek ben yapsam ne değişebilir ki diye düşünebilirsiniz. Evet dünyaya göre küçük yaratıklarız ama dünyaya verdiğimiz zarar kendimizden çok çok daha büyük. Bu durumda size Sürdürülebilir Moda Platformunun ekolojik moda tavsiyelerinden bazılarını yazmak istiyorum. Alışveriş anında hepsini düşünerek kendimi durdurduğum çok olmuştur.

1)      Alışverişe çıktığımızda ve ürünlere göz atarken buna gerçekten ihtiyacım var mı sorusu o ürünü alıp almamaya karar vermemize çok yardımcı olabilir.

2)      Baktığınız ürünün üretiminde işçilerin nasıl şartlarda onu ürettiğini bilmek de çok önemli. Çoğu büyük hızlı üretim şirketi etik olmayan yollarla işçi çalıştırmaktadır.

3)      Seri üretim bir marka yerine ikinci eli tercih etmek.

4)      Ekolojik kumaşları ve organiği tercih etmek

5)      Yerel markaları desteklemek. Türkiye deri ve kumaş sanayinde gerçekten çok fazla ürüne sahip bir yer

6)      Ucuz olan yerine kaliteli olanı tercih etmek

7)      Alışverişe kendi poşetinle gitmek ve kasada verilen karton poşetleri dahi almamak

8)       Kıyafetleri sadece ihtiyaç olduğunda yıkamak, her seferinde değil.

9)      En en önemli tavsiye olabildiğince az almak.